Türk İşaret Dili (TİD) ve Tarihi
Türk İşaret Dili tarihinin Osmanlı dönemine
kadar uzanmasına karşın, TID hakkında Milli Eğitim
Bakanlığı'nın 1995'te yayınladığı görsel bir kılavuz dışında
henüz bir yazılı materyal, arşiv ya da sözlük yoktur. Türkiye'deki işitme engelli okullarında
işaret dili öğretilmemektedir ve ülkemiz işaret dili eğitimi
alanında pek çok ülkeden 50 yıl kadar geridedir. Bu internet
sitesinin amacı TID hakkındaki araştırmalara ve işitme
engellilerin eğitiminde işaret dili kullanımının
yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmaktır. Türkiye'de ne kadar işitme engelli
bulunduğuna dair çelişkili raporlar vardır. Birleşmiş
Milletler raporuna göre bu sayı 2,5 milyondur. Ancak Milli
Eğitim Bakanlığı 1998 Bütçe Raporu'na göre ülkemizde sadece
400,000 işitme engelli bulunmaktadır. Yine aynı rapora göre bu
nüfusun 120,000'ini çocuklar oluşturmakta ve sadece 7,000'i
okula gitmektedir. İşitme engellilerin % 90'ının konuşan
ailelere doğuyor olması ve henüz Türk İşaret Dili için bir
eğitim materyali bulunmaması, söz konusu çocukların ilkokula
gidene kadar herhangi bir dil öğrenmesini engellemektedir.
Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de
işitme engelliler için özel eğitim veren okullar
bulunmaktadır. Ancak, duyan öğretmenlerin çoğunlukla yüksek
sesle Türkçe konuşarak eğitim verdiği bu okullarda, işaret
dili eğitim sisteminin bir parçası değildir. Bu koşullarda
işitme engelli çocuklar okuldan TID öğrenememektedir. Sadece sözel dil ve yöntemler, işitme
engellilerin kavramsal gelişimleri ve iletişimleri için
kesinlikle yeterli bir araç değildir. İşitme engelli çocuklar
TID'i öğretmenlerinden öğrenemedikleri için okuldaki işitme
engelli arkadaşlarından ya da daha geç yaşlarda derneklerden
standart olmayan yöntemlerle öğrenmek zorunda kalıyorlar. Sonuç olarak Türkiye'deki işitme engellilerin
% 90'ı TID'i, dil öğrenmek için kritik yaş olan ilk 5 yıldan
daha sonra öğrenmektedir. Bu durumda neredeyse tüm işaret dili
kullanıcılarının TID'i geç öğrendiğini söyleyebiliriz. İşaret
dilinin öğrenim sürecindeki farklılıklar ve standardizasyon
problemi de işaretlerde farlılıklara yol açmaktadır. Örneğin,
İstanbul'da bulunan 7 farklı işitme engelli okulunda okuyan
öğrencilerin işaretlerinde farklılıklar görülebilmektedir.
Kullanıcıları tarafından eksik, dolaylı
yollardan ve oldukça geç yaşlarda öğrenilen bir dilin
geliştirilmesi, ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleştirilmesi
neredeyse imkansızdır. Yapılan araştırmalara göre, öğrenme
yaşı ilerledikçe, kişinin bir dili kullanma becerisi ve o
dilin yapısına katkıda bulunma ihtimali azalır. (Newport,1990)
Ancak tüm sorunlara rağmen, şu ana kadar
yaptığımız araştırmalar ışığında Türkiye'nin çeşitli
yerlerindeki işitme engellilerin işaretleri arasında
farklılıklar olsa da birbirleriyle anlaşabildiklerini
görüyoruz. Bu da Türk İşaret Dili'nin geleceği açısından umut
verici.
Tarihte Türk İşaret Dili
Türk İşaret Dili'nin tarihçesiyle ilgili
bilgilerimiz, işaret dili görsel bir dil olduğu ve dolayısıyla
kağıda geçirilmesi zor olduğu için oldukça kısıtlıdır. Türk
tarihinde işaret dilinin varlığı ve eğitimde kullanımıyla
ilgili arşivler Osmanlıca olduğu için bu konuda yoğun bir
arşiv çalışması gerekmektedir. Şu ana kadar edindiğimiz bütün
bilgiler en azından Osmanlı işaret dilinin batıda kullanılan
işaret dilleriyle bir ilişkisi olmadan geliştiğini ve bu
açıdan oldukça özgün bir işaret dili olduğunu göstermektedir.
Dünyada her işaret dilinin başlangıcı işitme
engellileri bir araya getiren bir kurumun, yani okulun,
kurulmasıyla eş zamanlı olarak düşünülmektedir. Çünkü bir
kurum aracılığıyla bir araya gelemeyen işitme engelliler
evlerinde kendi işaret dillerini geliştirip ortak bir dil
oluşturamazlar. Fransa'da 1770'li yıllarda sağırların
kullandığı el hareketleri, grameri olan bir dil olarak kabul
edilmiş ve okullarda öğretilmeye başlanmıştır. Daha sonra bu
yöntem bir Fransız işaret dili bilimcisi tarafından Amerika'ya
taşınmış ve orada 1817'de Thomas Gallaudet tarafından sadece
sağırlara eğitim veren, ilk işaret dili öğreten okul
kurulmuştur (şimdiki adıyla, Gallaudet University). Miles (2000) 'ın Osmanlılar hakkında batıda
çıkan yazılardan ve Evliya Çelebi'nin notlarından yaptığı
derlemelere göre 1500-1700 yılları arasında Osmanlı sarayında
mahkemelerde hizmet etmeleri amacıyla bulundurulan bir
sağırlar topluluğu yer almaktaydı. (Bu yıllarda batıda işitme
engellilerin kullandığı dil ise hiçbir kurumun parçası
değildi). Hatta bazı sultanların bu dili öğrendikleri ve halka
bir tercüman aracılığıyla hitab ederken işaret kullandıkları
da arşivlerde yer almaktadır. Ancak yine Miles' a göre,
saraydaki işitme engellilerin ve bir dönem üst sınıfın
kullandığı iletişim sisteminin, o sıralar halkın kullandığı
işaret diline ne kadar benzediği ve bu sistemin ne kadar
gramerleşmiş olduğu kesin değildir. Örneğin, bu sistem
saraydaki yeni doğan işitme engelli çocuklara öğretilmemiş (
bir dilin gramerleşmesi için gerekli olan bir kriter), bu
topluluğa yeni katılanlar yine yetişkin sağırlardan
alınmıştır. Sonuç olarak topluluğun kullandığı dilin
gramerleşmiş olma olasılığı düşüktür ve TID'in başlangıcının
bu kadar eskilere gidip gitmediği tartışılır. Osmanlı'larda ilk işitme engelliler okulu
Osmanlı döneminde II. Abdülhamit tarafından kurulan (1902)
Yıldız Sağırlar Okuludur. Bu okulda, günümüz Türk İşaret
Dili'nin muhtemel alt yapısını oluşturan Osmanlı İşaret Dili,
öğretmenler tarafından okullarda sözel dille beraber
kullanılıyordu. Tıpkı yazılı dilde olduğu gibi, bu okulda
kullanılan işaret alfabesi de şu anda kullanılan alfabeden
farklıydı. Bu okullarda batıda kullanılan işaret dillerinin
kullanıldığına dair de hiçbir kanıt yoktur.
Ancak bu okulda 1953'te çıkarılan bir Milli
Eğitim Bakanlığı kanunuyla işaret dili kullanılması
yasaklanmıştır. Bunun nedeni işitme engellilerin eğitiminde
sözel eğitimin gerekli olduğuna inanılması ve işaret dilinin
çocukların konuşmasını engelleyeceği düşüncesidir. Yıldız'da
bulunan okul Fatih'e taşındı ve şimdi Yıldız okulundaki
arşivler Fatih İşitme Engelliler okulunda bulunmaktadır.
|